Türkiye’de ne yazık ki eleştirmek ve eleştirilmek çoğu insanın hazmedemediği kavramlardır. Mevki, makam, rütbe, hangi derecelendirme düzeyini seçerseniz seçin, tepeden tırnağa kadar eleştirilmekten fazla hoşlanmayız; hatta anında karşı saldırıya geçeriz. Aynı şekilde birilerini eleştirirken de çoğunlukla şeffaflıktan ve objektiflikten uzağızdır.
Bu durum şahısların ve kurumların birbirleriyle ilişkilerinde geçerli olmakla beraber yazılı ve görsel basında had safhalara varmış durumdadır. Elinize aldığınız ve güvenerek yazılarını okumak istediğiniz bir gazetenin birkaç gün sonra belirli bir grubun egemenliğinde yanlı yazılar yazdığını öğrenirsiniz. İzlediğimiz televizyon kanalları da aynı şekilde birkaç kişinin dudakları arasında yayın yapmaktadır. Aylık iş dergilerine abone olursunuz; ama onların da karşılıklı menfaat ilişkileri çerçevesinde firmaların/kişilerin reklamını yaptığını üzülerek görürsünüz. Sonuç televizyon izlememeye ve ilgili gazeteleri bira saracağı, masa örtüsü, piknik ekipmanı olarak kullanmaya kadar gider.
2008 yılını, daim müşterisi olduğum, ülkedeki siyasi, kültürel, sanatsal, vb. gelişmeleri eleştirel gözle takip edebildiğiniz, yazarlarının ve çizerlerinin donanımlarını pek bir beğendiğim, Türk mizah dergisi anlayışını üst seviyelere taşımış bir dergiden aldığım hazzı paylaşarak bitirmek istiyorum. Tahmin edebileceğiniz üzere bira saracağı olmayı bırakın arşivlenesi, çocuklara, torunlara okutulası bu derginin adı, UYKUSUZ.
Ruhu şad olsun, Oğuz Aral’ın Gırgır efsanesi dönemine yetişememiş bir neslin çocuğu olarak ilk ciddi anlamda mizah dergisi deneyimimi L-Manyak ve Leman dergileriyle yaşamıştım. Sonrasında Lombak’a geçiş yaptık. Kendisini Penguen takip etti. Ve bence (Çeşitli yerlerde blog sahiplerinin “bence” lafını kullanmalarını eleştirenlere derim ki kişisel bloglarında insanlar kendi fikirlerini, birikimlerini ve düşüncelerini paylaştıkları ve bilimsel gerçekler sunmadıkları sürece “bence” lafını kullanmalarından daha doğal bir durum olamaz) Uykusuz, tüm bu dergi tecrübesi birikimlerinin etkisiyle en olgunlaşmış ve benim espri anlayışımı en çok okşayan dergi olarak raflardaki yerini aldı.
Adamlar, ilk 2 sayfada ülke gündemine yön veren konuları okuyucuyla paylaşarak birilerinin uyanmasına, uyandırılmasına destek oluyorlar. Çizgileri görsel açlığımızı doyuruyor, yazıları zaman zaman beyni zorlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca, dergiyi parçalara, bölümlere, yazarlara ayırmak ne kadar doğru olur bilemem ama özellikle Umut Sarıkaya, Cihan Ceylan, Ersin Karabulut ve Bülent Üstün’ü pek bir severek, gülerek takip ediyorum, sağolsunlar, varolsunlar.
Eğer rastgelir de Uykusuz ekibinden bir kişi bu yazıya denk gelirse, onlardan bir ricam olacak. Yurtdışında okuyan/çalışan arkadaşlarımdan da benzer tepkileri aldığım için buraya yazıyorum. Uykusuz dergisinin yurtdışındakilere abonelik ücreti ödenerek postayla ulaştırılması yerine daha pratik ve düşük maliyetli bir yol bulunamaz mı ? Mesela, yurtdışında faaliyet gösteren bir distribütörle anlaşılabilinir veya çok daha düşük üyelik ücretleriyle e-dergi olarak dağıtılabilinir.
Uykusuz hakkında özet olarak okur hissiyatlarımı belirtmem gerekirse, bu dergiye, mizah anlayışımızın değişmesi/gelişmesi için destek olan tüm ekibe sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum. Elleriniz, diliniz, zihniniz, yaratıcılığınız zeval görmesin. (Nene Hatun Temenni Dinletileri) Gidip aşağıdaki marketten yılbaşı sayısını edineyim ben de…