Metrolar çok komik yerler…Otobüs, tren, gemi, uçak, tramvay değil ama, sadece metrolar..Öğrencilik hayatımda, beyaz yakalı (çoğu günler gerçekten yakalarım beyazdı) olarak işe gidiş gelişlerimde sıkça kullandığım bir ulaşım biçimi oldu metro ve olmaya da devam ediyor. Kimisi İstanbul metrosu gibi 6 duraklı, kimisi Paris metrosu gibi çözülemez ve oturaklı. Ama hepsinde, metro yolculuğunun aslında hayatın tüm karelerinin birebir kopyası olması durumu söz konusu. Binişimizden inişimize kadar hayatın tüm karelerini görebiliyoruz, olası tiplemeleri tanıyabiliyoruz ve aslında bir anlamda toplum olmanın tüm güzelliklerini tadabiliyoruz metrolarda. Biniş ve iniş anlarımız arasında geçen süreyi kısaca özetleyelim mesela. Olaylar ve durumlar her ne kadar birinci şahıs kipiyle anlatılmış olsa da topluma malolmuştur, aksini iddaa eden hadi ordandır.
Öncelikle, iki tarafı duvarlarla çevrili ve diğer iki tarafı uçsuz bucaksız kara delik olan bir tünele giriyoruz. Ulaşmak istediğimiz yere giden metro geliyor ve kapıdan adımımızı atarak oturacak bir yer bulmaya çalışıyoruz. Bu çabalama esnasında yer yer ikili mücadeleler dikkat çekiyor. Kimi sportif veya gün boyu işyerinde zaten oturan tipler ayakta dikelmeyi (bkz : durmak) seçebiliyor. Bir yer bulabilip oturduk diyelim. Zevkimize göre kulağımızda bir ipod parçası veya elimizde bir kitap, magazin, mizah dergisi, vs. olabiliyor. Fakat tüm bu ekipmanlar, oturma anından sonraki hareketlerimizi, içgüdülerimizi ve reflekslerimizi asla etkileyemiyor.
Oturma sonrasının komedisi, oturma düzeninden kaynaklanıyor esasında. Metrolar genelde, daha fazla oturan/ayakta sayısını sağlayabilmek için karşılıklı oturaklar içerecek şekilde üretilmiş. Bu sebepten dolayı yerimize oturduğumuz anda 3 veya daha fazla kişilik bir ekosistemin içerisine dahil oluyoruz. Duraklar değiştikçe oyuncular değişebiliyor ama ekosistemin döngüsü ve içeriği hep aynı. Öncelikle yanımızdaki insanı kısaca gözden geçiriyoruz. Bu gözden geçirmenin farklı amaçları var tabi, hırlı mıdır hırsız mıdır sorusuna cevap bulabilmek, kıyafetlerinden 5 saniye içerisinde karakter tahlili yapabilmek, tanıdık olup olmadığını anlayabilmek, vb. bunlardan bazıları. Sonra karşıdaki bilimum insanı gözden geçirme faslına sıra geliyor. Bu gözden geçirmeleri ustaca yaptığımızı düşünüyoruz ama devamlı içerisine düştüğümüz bir yanılgı aslında bu. İnsanların, süzdüğü insanların kendilerini anlayamayacak olduklarını sanmaları nasıl bir özgüvendir bilinmez. Sonra karşılıklı süzüşmelerde, süzüşmenin devam ettirilebileceği bir insan bulunuyor. Bu çok tatlı bir kız olabilir, farklı giyim tarzına sahip birisi olabilir, tanıdığımızı düşündüğümüz ama çıkaramadığımız birisi olabilir veya ısrarla bakışlarını sizde toplayan birisi olabilir. Seçim sizin :)
Bakıyoruz, bakıyoruz, uzun uzadıya bakıyoruz ta ki göz göze gelinceye kadar. O an hemen gözler ya yere ya da karşı tarafta bulunan reklam panosuna kaçırılıyor. (Her zaman, bu bakışma anlarında gözlerimi hiç kaçırmamayı denemeyi istemişimdir, bir gün umarım yapabileceğim, çok eğlenceli sonuçları olabilir diye düşünüyorum.) Sonra bu bakışmalar, hep göz göze gelinceye kadar tekrar ediliyor. Bu anlarda insanların aklından farklı düşünceler geçiyor gibime geliyor. 
- Acaba beni beğendi mi ?
- Ulan, nereden tanıyorum ben bu adamı ?
- Vay be, harika hatun !
- Bluzunu nereden aldı acaba, sorsam mı ?
- Hıh, yaptığı makyaja bak, bir de tipe bak !
- Yanındaki kıza bak, bir de şu hödüğe bak ! (Erkeklerin güzel kızların yanındaki tüm erkekleri hödük olarak nitelendirmesi örneği)
- Bana bakıyor mu acaba ?
- Kesin bizim kampüse gidiyodur.
- Hangi kitabı okuyor acaba ?
tarzında yüzlerce soru aklımızı kurcalayıp duruyor. Sonrasında, bakışlarımızla tüm kişilik ve hayat tahlilini bitirdiğimiz talihli insanı durağa gelindiğinde sessizce selamlayıp olay mahalinden uzaklaşıyoruz. Nihayetinde ben çok ama çok seviyorum metro yolculuklarını. Hafiften kasvetli olabiliyor bazen; ama hareketli 3 boyutlu duvar reklamları da bu kasveti dağıtmak için değil mi zaten ?
Resim ref: Flickr
Evet, tüm matemeatik işlemlerinin gerçekleşme potansiyelinin yüksek olduğu bir alan olmasıyla, farklı rakamları görmek mümkün..(uçusan sayısız sorular, herkesin içinden yaptığı sayısız yorumlar, gelecek treni beklerken geçmeyen dakikalar…vs)
kesinlikle nefis bir tespit. genelde metroda oturup nereye bakacağımı bilemediğimde benim düşündüklerime benzer şeyler yazmışsın.
bir de şey var alakalı,
http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=metroda%20insanin%20nereye%20bakacagini%20sasirmasi
karsi capraz camdan yanindakini kontrol etmek de isin farkli bir boyutu sanirim ta ki yanindaki de ayni sekilde davranmaya baslayincaya kadar ;) metronun kokusu (sakinken) hos gelmistir bana, veya alkol fazlayken her durak arasi sizip tekrar uyanmak… artik otobus gibi dolmaya baslasa da ne guzeldir milletimiz metroyu daha cok kullanmaya baslamis yeni metrolar yolda demek.