Fark ettiniz mi kendimiz hakkında konuşmayı ne kadar çok sevdiğimizi ? İsteyerek veya farkında olmadan, tüm diyaloglarımızın bir köşesine kendimizle ilgili bir ayrıntıyı sıkıştırmak gayretindeyiz. Arkadaşımız ilişkisi hakkında fikrimizi sorarken hemen kendi ilişkilerimizden dem vurabiliyoruz veya sanal bir arkadaşımız internette bir soruyla geliyor, biz de “Haklısın, bak mesela ben şöyle yaptım, hede hödö…” şeklinde devam ediyoruz. Tatilden yeni dönen insanlar gezdikleri yerleri anlatırken, biz de fi tarihinde gezdiğimiz yerlerden örnekler veriyoruz hemen. Fakültedeki dersler ve hocalar hakkında bize danışan alt dönemlere çok heyecanlı hikayelerimizi anlatıyoruz. Öte yandan sosyal ağların patlama yapmasının sebebi, diğerlerini izlemek olduğu kadar kendimizi de diğerlerine göstermek, anlatmak değil mi ?
Bir noktada kafama sorular takılıyor, bu çabaların ne kadarı paylaşım ne kadarı kendinden bahsetme dürtüsü ? Öyle geliyor ki bu durum, tamamen niyetle ilgili. Gerçekten karşımızdakine yardım etmek, onu dinlemek, anlamak istediğimiz örnekler var, bu örneklerde kendimizden birşeyler katarak tecrübe havuzu oluşturuyoruz. Ama bir de tam tersi, aslında dinliyor gözüktüğümüz tüm anlarda kendimizi ön plana çıkartacak hikayeler arıyoruz. Belki de bizi dinleyenlerden bir “Aferin” alarak tatmin olmak istiyoruz, ya da ortamdaki baskın karakter olmanın bir yolu da bu, ne kadar çok bize ait hikaye o kadar çok bilinirlik, tanınırlık.
Gözlemlediğime göre de, yaşla ya da olgunlaşmayla, giderek azalıyor kendimizden bahsederek diyalog sürdürme çabalarımız. Belki de toyken kendimizi ispatlamanın bir yolu olarak görüyoruz hikayelerimizi…
Siz de düşünüyor musunuz sosyal bir varlık olan insanın, aslında çok da bencil ve şovenist bir yaratık olduğunu ?
Resim ref : Beingll
Kesinlikle düşünüyorum, hatta bir ara (şimdi bu da kendinden örnek vermeye bir örnek olacak) bir grup arkadaşa “insan bencil ve teşhircidir” diyerek baya bir tepkilerini çekmiştim. Aslında yapmak istediğim şey, onları uyandırmaktı; benzer fikirlere sahipseler belki dökülürler diye. Ama genelde “ben bencil değilim, teşhirci hiç değilim” tarzı tepkiler geldi ve rahatsız oldular.
Her neyse, demek istediğim bu insanda varolan bir şey ve bana göre kötü de değil. Dolaylı yoldan benliğe verilen önemi gösteriyor ve bu aslında hayatta kalmanın ilk koşulu, benlik yani.
Dostoyevski, “her akıllı erkeğin bahsetmekten en çok hoşlandığı şey kendisidir” der.
Bu, muhtemelen kadınlar içinde geçerlidir.